romeo ve juliet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romeo ve juliet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afrodit,tanrıçaların en güzeli Tanrılar tanrısı pederi Zeus'un isteğiyle everildiği Tanrıların en çirkini Hephaistos.Güzelliğini böyle çirkin bi adama sunmak isteyemen Afrodit'in gözü yakışıklı güçlü savaş tanrısı Ares'e kayar,Ares'inki de Afrodit'e tabii ki.Hephaistos tanrılara silah yapar ateşten.Ne zaman çıksa atölyesine gitse Afrodit gizlice Ares'i alır yatağına.Her karısı güzel çirkin koca gibi Hephaistos'un da içine kurt düşer bi gün işe gider gibi yapıp karısını gözetlemeye başlar.Farkeder aldatıldığını hemen Zeus'a gider anlatır durumu.Zeus sinirlenir iki tanrının sadakatsizliğine ve hemen bi ceza hazırlar bunlara.Der ki Hephaistosa bilmiyomuş gibi davran hiçbişey deme,yataklarına da görünmez bi ağ gerer.Hephaistos ertesi gün gene çıkar evden Ares gelir.Görünmez ağın üstünde başlarlar aşk saatlerine.Zeus o sırada ağı çeker ve ikisi balık gibi en mahrem anlarında ağın ortasında kalakalırlar.Ceza olsun diye bütün Olimpos'a,tüm tanrılara sergiler bu durumu Zeus.Verdiği bu ceza yetmez.Ares'in ve Afrodit'in ilişkisinden doğacak çocuğu da lanetler.Bu cezaya göre Doğacak çocuk yani bizim bildiğimiz şu küçücük aşk tanrısı Eros her zaman çocuk kalmaya mahkum bi aşk tanrısı olacaktır.Çocuk bu yaa her zaman attığı oklar da birbiriyle olması mantıksız iki insanı bulacaktır.İşte bu yüzden aşkın gözü kördür çünkü aşk sonsuza dek çocuk kalıcak bi tanrının elinde oyuncaktır....


Aşk aslında mantıksız bişi,yani öyle olması gerekiyo bana göre.Kaos barındırmalı içinde.Anlamlandırılamamalı.Bi nedene bağlı olmamalı.İçinde tutku olmalı kavga olmalı,iki kişi birbirine sürekli diş bilemeli.Yanyana olamicak insanlar olmalı aslında ama bi şekil de birbirlerinden ayrı olamamalılar.Görünmez bi ağ sebepsiz çekmeli ikisini...İnat etmeli.Acıyı kutsal görmeli,hüznü barındırmalı.Zamanla mekanla yaşamla ölümle alakalı olmamalı.O acıyı herşeyiyle kucaklamalı.Bencil olmalı sürekli istemeli,yanlışı doğruyu verilen zararı düşünmeden...




Bazen diyoruz ya,ya bu kadar hikaye film aslında gerçeği yansıtmıyo.Leyla ile Mecnun,Romeo ve Juliet sadece bi mittten ibaret...Bütün o büyük aşkları anlatan filmler birer yalan.Hayır değil gerçek aşk dediğimiz şey aslında tüm bunlarda anlatılanlar gündelik hayatın barındırdıkları değil çünkü imkansız çünkü olanaksız en olmaması gereken.Düşün bi kere Juliet deseydi ki Romeo'yla çok zor ortalık ayağa kalkar buna cesaretim yok daha kolayını seçeyim böyle bi hikaye olur muydu.Mecnun'a boşver arkadaş unutursun deselerdi o da ayağa kalkabilseydi atlatabilseydi efsane olur muydu olmazdı.Bütün bunlar acıya cesaret edenlerin işi işte,umrunda olmayanların teslim olanların.Deli işi bişey aşk.Ben düşünürüm ki bu döneme yaşadığımız çağa,yetiştiğimiz sosyal ortama ait bi duygu olmaktan çıktı artık.Eskiye ait olan bişi gibi gelio.Çünkü ilkel olması gereken duygunun içine özünde olmaması gereken öğeler karıştırdık.Standartlarımız yükseldi biz de onun içine standartlar kattık.Şartlar gerekti kayıt koşul değerlendirmeler gerekti.Büyü bozuldu böyle böyle.Ne olması gerekir?İki kişinin koşulsuz anlamsız çekimi.Buraya kadar tamam günümüz insanı ikinci bi değerlendirme evresi getirdi buna,arkasına yeni çağın değer yargılarını,toplumsal sınıflandırmaları,etiği,yetiştirme tarzını vs alarak.Tamam çekim var ama dur bakalım hayata aynı yerden mi bakıoruz dedi,zevklerimiz renklerimiz aynı mı dedi,benim aileme uyar mı,parası ne beni yaşatacağı yaşam şartları ne dedi,sordu sorguladı durdu.En ufak zorlukta biz birbirimize göre değiliz dedi ki birbirlerine göre olmaları gerekmiyodu aslında aranan şart özünde bu değildi,sonradan peydah oldu özürler,çıkarımlar tüm bu gereksiz felsefeler...Nereye kafanı çevirsen fırsatlar dünyası,nereye kafanı çevirsen yeni insan farklı bi kültür farklı bi renk.İnsanoğlu her rengi tatmak istedi.Hep daha fazlası daha fazlası dedi.Ne kaldı savunacak kafanı çevirdiğin her yerde yerine koyabilirim düşüncesi görüyorken...Bu kadar medeniyetin içinde medeni olmaması gereken bi duygu yaşayabilir mi?


Aşk kavuşamamaktır,zor olandır imkansız olandır klişesini seviyorum ben.Düşün şunu çevrendeki aşkları düşün.Sorduğunda alıcağın cevap şudur.Arkadaş ortamında tanıştık.Birbirimizi süzgeçten geçirdik,güzelce değerlendirdik.Sonra çıkmaya başladık,bakın anlaşıyoruz her şey iyi gidiyo.Ailelerimiz de anlaştı şartlarımız uydu.Evlenmeye karar verdik.Çok seviyoruz çok mutluyuz.Tüm hikayeler aşağı yukarı böyle.Sonrası alışma türünün devamını sağlama huzur bulma,çemberin bi parçası olma.Eleştirir durduğuma bakma bana da bigün olursa çok büyük bi ihtimal daha farklısı olmaz,aynı standartlar,eğitimler,değerler aynı katı superegoyu vermedi mi bana,verdi.O yüzden diyorum ya aşk modern insan için değil diye.İnsan oğlunun bana kalırsa içinde olan bi yaşama içgüdüsüdür mutlu olmak.Mutluluğu aşkla karıştırmamak lazım.Mutlu olmak için asgari şartları sağla bi insan mutlu olur.Yaşayacağı kadar para ver,sağlığı olsun ,yanında kendini seven saygı duyan eşi olsun yeter bu er ya da geç mutlu olursun ama aşk değil.Bunun neresi epik neresi mitsel neresi delilik,neresi ruhunu gerekirse şeytana satmak.Hiçbiri.Elden bişi de geldiğini sanmıyorum ben ne gibi bu biliyo musun gerçek aşk loto gibi.Herkes arıyo keşke bana çıksa diyo ama sadece bi avuç şanslı insan ödüle kavuşuyo.Gerisi amortiyle yetiniyo,yerine koyuyo mış gibi yapıyo,planlıyo seçiyo.Çok cesaret işi çok,hala o özündeki kavgaya herşeyiyle hazır olanların işi...